Her mesleğin kendi hususiyetlerinden kaynaklanan ortak anlayışları, kanaatleri; sezgi ve duygu temelli tepkilerini ortaya koyan kendine özgü bir idraki ve bu idrake bağlı ufku vardır. Bu çerçevede her meslek grubu doğruları ve yanlışları ayırt etmekte kendi ölçülerini kullanır.Her mesleğin kendine ait kaidelerini ve teamüllerini oluşturan değer yargıları olduğu gibi gayrimenkul sektörünün de çok temelli ve çok güçlü dinamikleri vardır. Toplum vicdanını doğru teşhis edebilmek için bu dinamikleri tanımak ve aktif yaşamak gerekir.

“Zindanların en darı, ahlâkı ahlâkına uymayan insanlarla oturmaktır.”[1] sözünden de; aynı havayı soluduğumuz çalışma arkadaşlarımızla paylaştığımız ortamın insicamının bekası için asgari bir ahlâk şuuruna sahip olunması gerektiği çok net anlaşılabilmektedir.

Ahlâk dışı davranışların yol açabileceği olumsuzluklarla karşılaşılmaması için, gayrimenkul sektöründe ahlaki kaidelere uygun davranışların kazandırılması oldukça önemlidir.Ayrıca, sektörün değer yargılarını tek bir anlayışa veya ortalama bir seviyeye indirgemek de zordur. Ancak, her halükârda sürekli değişmekte olan günümüz şartlarında asgari müşterekler çerçevesinde ittifak etmek zarureti de göz ardı edilemez. Dolayısıyla sektördeki değer yargılarını alan ve satanla ilgili ahlaki değer yargıları olarak değerlendirmek gerekir.

Bilindiği üzere ahlâki sıfatlar arasında bulunan “güzel söz sahibi olma meziyeti” hem bireysel hem toplumsal anlamda büyük öneme haizdir. Dolayısıyla özünde dengeyi yakalamış insanın diline yansıyan ifadeler de güzel olacaktır. Mevlâna Celaleddin Rumi’nin “Göz iki, kulak iki, ağzımız ise tektir.”[2] sözünden de anlaşılacağı üzere çok görüp, çok dinleyip, az konuşmak gerekir vurgusu çok önemli bir noktadır.

Doğruluk, ahlakın en temel ilkelerinden biridir. Çünkü ancak özü sözü ve davranışları doğru olan insanda diğer bazı ahlak kuralları huy haline gelebilir. Bu özelliği taşımayan bir ticaretin içinde yalancılığın meydana getireceği olumsuzlukların o ticareti ne acı akıbetlere sürükleyeceğini anlamak için biraz düşünmek kâfidir. Böyle bir ticarette ne düzenli bir sosyal ilişki kurulabilir ne de istenen bir başarı/sonuç ortaya konulabilir. Bu noktada dikkat edilmesi gereken bireyin davranışlarını biçimlendiren ahlaki yapılanmada kendinin farkında olması ve olumsuz niteliklerini hafife almamasıdır.

Yine Mevlâna’nın eşsiz ifadesiyle belirtecek olursak; sektör çalışanı “Ya olduğun gibi görün ya da göründüğü gibi ol!” düsturuna uygun kişidir. İnsanın kendi içinde doğrulukla elde edilebilecek bir düzene ihtiyacı vardır. Yusuf Has Hacib’e göre de, insan doğruluk vasıtasıyla huzuru elde eder. Yukarıda da bahsedildiği üzere ahlakın temeli adil olmak, adaletin temeli de doğruluktur. İnsanın özünde doğru olması sözünde doğru olmasını, sözünde doğru olması işlerinde doğru olmasını sağlar. Böyle bir dengenin tesis edildiği bir zeminde ticareti yapabilmesi, yapamamasından çok daha mümkündür.

Sektör çalışanları dürtülerini, duygularını dizginlemek kontrol altına almak, öfkesine, şehvetine, nefsine hâkim olmak zorundadır. Bu tür olumsuz duygular üzerinde kontrolü olmayan çalışanın içindeki kanaatsizlik, kontrol etme arzusu, kaygı, endişe ve öfkesi, isyanı ve inkârı davranışlarına yansıyacak, görev yaptığı firma da bundan zarar görecektir. Sabrın olmadığı bir firmada karışıklık ve kargaşa hâkim olur. Böyle bir firmada egemen olan bencillik duygusu da duyarsızlığı beraberinde getirerek kontrolden çıkar, güven ve istikrar kaybolur. Sabır, bir çatı altında çalışırken yalnız olmadığını ve tek başına yetersiz olduğunun idrakine vararak yaşamasını sağlarken, tüm faydaları onun hizmetine sunar ve zararları ondan uzaklaştırır. Umut, güç ve razı olma duyguları şahsında toplanmış personel, sabrın kendisine güven ve huzur verdiğini görecektir. Şanlı ecdadımız Milli Mücadelenin sonlarına doğru, 25 Ağustos 1922’de Afyon’dan hareket ederek 9 Eylül 1922’de İzmir’i düşman işgalinden kurtarana kadar duraksamadan savaş halinde düşmanı döve döve, imkânların tüm kısıtlılığına inat, sanki bugünlerde bize örnek olmak istercesine aktif sabrın doruklarını en belirgin şekilde göstermiştir. Bilinç ve ahlâk bağlamında beslenen kişilik, insanı, ecdadımızda olduğu şekliyle olgunluğa ulaştırır. Sonuç olarak kazanmak için anahtar kavramlardan biri sabırdır.

İnsanın ahlâki yetkinliği ile ilişkilendirilebilecek en önemli niteliklerden biri, belki de en hayati olanı “hayâ”dır. Hayâ, ahlâken belli vasıfları taşıyan bireylerde görülen bir davranış şeklidir. İnsanın hayâ sahibi olabilmesi, ahlâki bir birikim gerektirir. Hayânın kişiyi doğru hareketlere sevk ettiği düşüncesiyle koruyucu işlevi olduğu, hatta insanı asil bir kişiliğe bürüdüğü ve insanın huzuru bulmasında önemli bir rolü olduğu bilinmelidir.Kendini beğenmişlik huyuna müptela olan kişi işlediği kusurları düşünmediğinden sürekli gurur tablosu olduğu hissiyatıyla dolaşır. Kusurlarının farkına varamadığı için kendini büsbütün kusursuz sanır. Akıllı insan kendi kusurlarının farkına varıp onların üstesinden gelen ve onlardan kurtulmak için çaba gösteren kimsedir. Ahmak ise kendi kusurlarının farkına bile varamayandır. Bunun sebebi, düşüncesinin zayıf olması veya kusurlarını meziyet saymasıdır. Sonuç olarak “kendini beğenmişlik” ahlâk sahibi bir sektör çalışanının işi değildir.

İçinde şefkat duygusu ve empatiyi barındıran cömertlik, eldeki imkânları (sevgi, muhabbet, bilgi, tecrübe, mal, mülk vb.) meşru ölçüler içinde, gönüllü olarak ve karşılık beklemeden başkalarının yararına sunma eğilimidir. Cömert olan sektör çalışanı, iş hayatı ve toplumsal alanda lüzumlu olan her yerde yardıma koşar. Bu, insanda kendisine cömert davranan kişiye karşı minnet ve şükran duygusu uyandırır. Sahip oldukları imkânlarla her ne şekilde olursa olsun başkalarına faydalı olmaya çalışır.

İnsan birey olduğunu, kendini ait hissettiği toplum içinde var olarak ifade eder. Sektör çalışanı da kendisini firması ile temsil eder. Dostluk ya da mesai arkadaşlığı bir erdemdir ve iş hayatında da son derece gereklidir.İnsan insana muhtaçtır. Firma iyi bir ekip çalışmasıyla anlam kazanır. Kişinin diğer insanlarla ilişkisi, yetilerini ve sıfatlarını ortaya çıkarması bakımından önemlidir. Ahlâk, bu ilişki çerçevesinde görünür hale gelir. Herkesin ben dediği bir dünyada kaygı azalmaz, çoğalarak devam eder, insanların birbirlerine güvenleri kalmadığı gibi birbirlerine ayıracak vakitleri de yoktur. Özellikle samimiyetsizliğin getirdiği bu güven eksikliği gerçek dostlukların önünde en büyük engeldir. Geleneğin, kültürün, ahlâkın, normların aktarımı ise ancak sosyal ilişkilerden saygı ve edebin muhafaza edilmesi ile mümkündür. Bugün başarısız firmaların esas sorunu firma içinde iletişimsizlik, sevgisizlik ve yalnızlıktır. Bencillik ruhlarımıza öyle işlemiş ki, özgürlük ve bireysellik adına; sabır hissiyle, alttan alma düşüncesiyle, sevgiyle, muhabbetle davranmak, yerini, kimseye katlanmak zorunda olmadığını düşünen ve kimseye güven duyulmayacağı iddiasına dayanan bir zihniyete bırakmıştır. Bu dram ancak geleneklerimize, atalarımıza itibar ve hürmetle sarılarak, vatana ve millete adanarak, insanları severek bertaraf edilebilir.Anlaşılacağı üzere ben merkezli yaşamın ne iş ortamında ne de toplumsal anlamda ayakta durabilme kabiliyeti yoktur.

İnsan hayatının en temel dinamiklerinden biri de insanlar arası ilişkiler ve bireyin kendine olan saygısıdır. Görgü denilen şey de bireysel başlayıp sosyal olarak devam eden bir olgudur. İnsanın çevresiyle kurmuş olduğu ilişki biçimi onun başarıyı temin etmesi bakımından önemlidir. Bu anlamda sağlıklı bir ilişki için görgü kuralları önem arz etmektedir. Tabi bu kurallar çevresel koşullara göre çeşitlilik arz eder. Ancak burada önemli olan bireyin asgari müşterekler çerçevesinde topluma uyum sağlayabilmesidir.

Görgü kuralları ya da edep, adap diyebileceğimiz hususlar öğrenilerek kazanılabilir. Görgü kurallarında dikkat edilmesi gereken önemli nokta samimiyettir. Bu çerçevede samimiyetsiz bir karakter yapmacıklıktan öteye geçemez. Samimi ve içten olabilmek, insana insan olduğu için değer verebilmek, insanlığa karşı zarif olabilmek görgünün aslıdır. Lakaytlığa yer vermeyen, herkesin bulunduğu yeri bilmesi açısından önem taşıyan bir kurallar bütünüdür. Edep ve adabın olmadığı yerde iş ahlâkının hüküm sürmesi de mümkün değildir. Kendini bilen insan ne şekilde davranması gerektiğini bilir ve ilişkilerinde ölçüyü kaçırmaz. Görgülü bir sektör çalışanı, ahlâkını topluma uygun hale getirmiştir diyebiliriz. Görgüyü besleyen temel duygu ise saygıdır. Kendisine saygısı olan insan başkasına ve topluma da saygı duyar. Ahlakın gelişmediği, insani değerlerin pekiştirilmediği bir sektör çalışanının fiziksel, teknik veya akademik anlamda üst düzey olması; birlik ve beraberlik (ekip) ruhu oluşturulamadığı sürece hiçbir anlam ifade etmez. Hatta bulundukları makamları kendi eksik ahlaki yapıları üzerine temellendiren zalim, bencil insanların, menfaatleri doğrultusunda hüküm sahibi olmaları, kaçınılmaz bir felaket oluşturur.

İnsani arzular elbette ortadan kaldırılamaz, önemli olan onları olabildiğince kontrol altında tutmaktır. Arzularımız sınırsız olduğuna göre nasıl tatmin olabiliriz? Tatminsiz olduğumuza göre nasıl başarılı olabiliriz? Bir sektör çalışanı olarak bu sorulara, ancak ölçülü bir şekilde yaşayarak ve kanaat ederek şeklinde cevap verebiliriz.Tüm bu değerlendirmeler göstermektedir ki niyetlerin niteliği, fiilleri anlamlandıran en temel dinamiktir. İyi niyet, çalışan bazında ve sektörel anlamda kalite oluşmasında vazgeçilmez bir esastır. İnsanın davranışlarına ahlaki boyut kazandıran da niyettir.Sonuç olarak; tüm bu araştırma, anlatım, aktarım ve değerlendirmelerin sebebi sektör çalışanı açısından iş ahlâkının öneminin ifade edilmesiydi. İş ahlakının öneminin yüceliğine değinmek istenmesinin sebebi; iş ahlakına riayet edecek sektör çalışanının sahip olması gereken değerleri kazanmasının farklı kaynaklardan uzun zaman alacak biçimde olmasından ileri gelmektedir. Bahse konu değerler; biri iki yıl içerisinde içselleştirilebilecek değerler değildir. Aile içi eğitimden başlayan, faydalı olma hissiyle devam eden, çalışan vasfı kazanıldığında olgunlaşan değerlerdir.

İş ahlakı mevhumunun edinilmesi ve muhafazası elbette belli şartların sağlanmasına bağlıdır. Bu şartların başında doğal olarak eğitim gelmektedir. Eğitimin; sürekli ve dinamik olduğu, bilinçli veya örtük alınabildiği bilincinde olarak verilmesi/alınması gerekmektedir.Günümüzde ahlaki sorunların artması, iş ortamında yapılması gereken ahlaki eğitimin gerekliliğini ön plana çıkarmıştır. Ahlaki eğitimin temelinde de aidiyet hissinin geliştirildiği ve aidiyet hissinin kişiliği denetlediği otokontrol önemlidir. Bu nedenle toplumun her kesiminde ahlaki yükümlülük kazandırma eğitimleri sürdürülmelidir. Çünkü çalışma ahlâkının yüksek olduğu teşkilatlarda, kurumsal etkililik ve verimlilik daha yüksektir.[3]Ahlaklı personelin çalıştıkları firmalarda uyum ve düzen vardır. Bu uyum ve düzen ise firmayı başarıya taşımaktadır. Ayrıca ahlaki davranışlar personelin kendisini iyi hissetmesini sağlamakta, personelin benlik değerini ve öz güvenlerini artırmaktadır. Bir firmada ahlak dışı uygulamaların olması durumunda ise olumsuz duygular, çalışanların düşüncelerini etkilemekte; dolayısıyla yapısal ve işlevsel olarak firma zarar görmektedir.[4]Günümüzde küreselleşmenin, medyanın ve üretim sürecindeki farklılaşmaların neticesinde çalışma ahlakında oldukça önemli değişiklikler ortaya çıkmıştır. Özellikle çalışmadan büyük kazançlar elde etme anlayışı hâkim olmaya başlamıştır.Tüm bu olumlu özelliklere sahip personelin çalıştığı işyerinde yönetimin de katkısıyla kendisini geliştirmesi ve yenilemesi gerekmektedir. Çünkü çalışan yöneticilerinden aldığı etkilerle ahlaki bilincini geliştirir.[5]

Toplumsal bir ortam olarak işyerinde çalışana iyi hareketlerin örnek olarak gösterilmesi ve takdir edilmesi, kötülüklerin de neden olacağı zararların anlatılması ve örnekler gösterilmesi ahlaki gelişimin başlıca aracıdır.Karakter ve değerler eğitiminde en büyük sorumluluk lidere ait olduğu için çalışanlarına model olmalıdır. Değer eğitiminde anlamlı ve kalıcı öğrenme için çalışma/iş ortamı pozitif/huzurlu bir yapıya sahip olmalıdır. Karakter ve değerler öğretimi tek bir yaklaşımla değil hem dolaylı hem de doğrudan öğretim ve yaklaşımları ile yapılmalıdır. Karakter ve değer kazanımı; bilgili eğiticiyle değil, karakterli ve ahlaklı bir rol modelle çok daha hızlı ve kalıcı sağlanabileceği asla unutulmamalıdır.Çalışanın mesai içerisindeki performansının moral ve isteklendirmeyle paralel bir mesele olduğu herkesçe malumdur. Her zaman aynı seviyede arzulu olunamayacağı da göz önüne alındığında; en azından diğer çalışanların olumsuz etkilenmeyeceği bir formu muhafaza etmek esas olmalıdır. Çalışanın aktivasyonunu idame ettirmek için kariyer gelişimi noktasında güdülenmesini kolaylaştıracak hedefler belirlenmesi gerekmektedir.

Sorumluluk duygusu insanda zamanla oluşur. Bireyin kişiliğinin oluşmasında temel dayanak olan sorumluluk; çalışanda özgüven ve özsaygının gelişmesini, herhangi bir iş yaparken inisiyatif kullanarak bağımsız davranabilmesini, sağduyulu hareket etmeyi, kararlarında fırsatları ve çevresinde var olan kaynakları iyi değerlendirebilmeyi, değer yargılarını gözetmeyi ve başkalarının haklarına saygılı olmayı insana kazandırır.

[1] Molla Cami, Baharistan, Tercüme; Muallim Kilisli Rıfat BİLGE, Çınar Matbaası, İstanbul: 1970.sy.20

[2] Mevlana Celaleddin Rumi, Mesnevi

[3] USTA Aydın, USTA Aydın, Dr., Kamu Örgütlerinde Meslek Etiği ve Çalışma Ahlâkı Üzerine Bir Değerlendirme, İnönü Üniversitesi, İktisadi ve idari Bilimler Fakültesi, Kamu Yönetimi Bölümü, Malatya: 2012. sy.418

[4] USTA Aydın, a.g.e., sy.419

[5] USTA Aydın, a.g.e., sy.419